
Temmuz 2024 · Kişisel askerlik günlüğüm
Sitemizin pek çok yerinde yazdığı gibi ben kendi askerliğimi Kütahya'da yaptım. 2024'ün Temmuz ayında ve bedelli statüsünde.
Öncelikle içeri ilk girdiğinizde bazı insanlara bedelli, bazı insanlara yükümlü diye hitap edildiğini duyacaksınız. Şaşırmayın, yükümlüler 6 ay yatıp çıkıyor :) Bedelliler 26 gün yatıp çıkıyor :)
İlk gün: Nizamiye, Askercell ve ilk bekleyiş

İlk gün mümkünse saat 12.00'den sonra ve muhakkak tok karnına teslim olun. Girişte işlemler X-ray'den geçiş, Askercell kontrolü ve valiz kontrolü ile başlıyor. Bu esnada Askercell almadıysanız orada almanız için seyyar şube bulunuyor. Beraberinde 500–600 kişinin toplanabileceği bir salonda, 175 kişilik birliklerin toplanmasını bekliyoruz.
Bu esnada sakin olun :) Yanınızdaki adam da ilk defa askere geldi ve karşınızdaki komutan da sizin ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi tahmin ediyor. Bu yüzden paniklemeyin ve yanınızdakilerle tanışmaya çalışın. Unutmayın, onlar o anda en az sizin kadar kötü hissediyorlar :)
Öncelikle sırayla birtakım evrakları imzalamanız bekleniyor. İlk imza işlemlerinin bitmesiyle beraber sizi küçük gruplar hâlinde isteğe bağlı asker sigortası yapmanız için yönlendiriyorlar.
Bu sigorta, askerlik esnasında başınıza bir şey gelirse ailenize ödeme yapılmasını kapsıyor. Başınıza bir şey gelmemesi durumunda Mehmetçik Vakfına bağışlanıyor. 2024 yılında bu rakam 100 TL idi.
Ardından yine küçük ekipler hâlinde, muhtemelen sizden iki ay önce gelmiş diğer asker arkadaşlarımız tarafından yönlendirilmeye başlıyorsunuz. Valizinizi bir salona bırakmanız için yönlendirileceksiniz. Ve yine çokça masanın bulunduğu bir başka büyük salona gireceksiniz. Burada tahminen 4 ya da 6 sayfalık bir başka evrakı imzalamanız ve doldurmanız istenecek. Bu esnada ilgili personeller size destek verecekler.
Ten kontrolü, aileye mesaj ve yine bekleme :)
Ardından valizlerinizi ve evraklarınızı o salonda bırakarak ten kontrolüne ilerleyeceksiniz. Burada bedeninize zarar verme eğiliminiz var mı, yani açıkçası bir yara izi ya da olmaması gereken bir iz var mı, onu kontrol ediyorlar. Bu esnada rütbeli komutanlarla ilk defa karşılaşıyorsunuz. Aslında onlar sizin davranışlarınızı gözlemliyorlar ve eğer grubun huzurunu bozma ihtimalinizi algılarlarsa sizi o esnada gruptan ayıklamaya başlıyorlar.
Burada şöyle bir endişeniz olmasın: Mahremiyet ve benzeri... Sizden istedikleri tek şey sadece üzerinizdeki tişörtü çıkartmak. Fakat kişisel olarak burada şunu söylemem gerekiyor: Benim arkamda bir pilot arkadaş, önümde ise bir çene cerrahı vardı ve ben mimarım. Üçümüz birlikte odaya girdik. Ne iş yaptığımızı sordular. Mesleklerimizi söylediğimizde "Tamam, devam edin." dediler ve bizi hiç kontrol etmediler.
Yani mahremiyet ile ilgili bir şey yok, sadece tişörtünüzü çıkarmanızı istiyorlar ve o esnada zaten davranışlarınıza dikkat edecekler.
Beraberinde yaklaşık 150 metre ilerleme ve yine bekleme :) Evet, her salonda yaklaşık yarım saat, 45 dakika zaman geçiriyoruz. Aynı zamanda bir salonda işimiz bittiğinde o salonu boşaltıp arada tekrar bekliyoruz. Yani bir salondan diğer salona geçmek ortalama bir saatimizi alıyor :)
Sıradaki adımda bu kez komutanların bulunduğu bir ofise geçiyoruz. Burada komutanlar bizzat kendileri, olağandışı bir durumda kiminle iletişime geçmeleri gerektiğini sizden sözlü olarak beyan etmenizi istiyorlar ve ilgili kayıtları sisteme giriyorlar. Burada sistem oldukça hızlı çalışıyor. Siz beyanınızı verdikten birkaç dakika sonra ailenize mesaj gitmeye başlıyor. Örneğin, "Oğlunuz Fikri Kahya, askerlik görevi vazifesi için birliğimiz Kütahya... Hava Kuvvetlerine teslim olmuştur..." gibi. Mesajı tam hatırlamıyorum ama bunun gibi! TSK sizi sistemde gördü ve ailenizi bilgilendirdi, amacı bu.
Tabii ki bu aşamaya gelmek yaklaşık üç saatimize mal olmuş oluyor. Ve siz sürekli aslında birbirine çok yakın salonlarda dolaştığınız için ve biraz da belki panikle bir şey sormaya çekindiğiniz için henüz su bulabilecek durumda değilsiniz. Ama muhtemelen susadınız. Yanınızda ilk gün biraz su ve yakınınızdaki kişiyle paylaşabileceğiniz bisküvi gibi şeyler bulundurmanız kişisel tecrübem dâhilinde tavsiye edilir. Sakın sucuklu tost götürmeyin :) O kadar değil, bisküvi vb.
İstihkak, botlar ve koğuşa yerleşmek
Ve ardından bir hangarın önüne getiriliyorsunuz. Hangar, antrepo ya da depo, ismine her ne derseniz. Kapının önünde komutan size ilgili açıklamayı yapıyor ve az sonra size kıyafetlerinizi, botlarınızı ve diğer istihkaklarınızı teslim edeceklerini, botları teslim aldıktan sonra denemeniz için 5 dakikanızın olduğunu söylüyor.
Bot kilidinin de aslında olayı burada doğuyor. Yani adam botunu alıyor, ayağını sıkıyor ya da büyük geliyor. O esnada dese ki "Komutanım, bu bana büyük", "Komutanım, bu bana küçük", o esnada sorun çözülecek. Fakat onun yerine o an sessiz kalıp içeride bir başkasının botuyla kendisininkini değiştiriyor.
Beraberinde bu depodan eşyalarınızı, üniformanızı ve diğer istihkakları teslim aldıktan sonra kişisel valizinizi almak için ana salona geri dönüyorsunuz. Valizinizi teslim aldıktan sonra yaklaşık yarım saat daha bekliyorsunuz.
Evet, ilk günün özeti bu: "Bekliyorsunuz."
Ardından bir otobüs sizi alıp birlik binanıza doğru yola çıkıyor :) Otobüste tabii ki sizden birkaç ay önce gelmiş askerlerin konuşma tarzı ilginizi çekecektir. Ne demek istediğimi oradan anlarsınız! (Komik olmayan gülümseme.)
Birlik binanıza geldiğinizde yine bir sıraya girmeniz gerekiyor. Bu defa çavuşlar size yeni bir evrak imzalatıyorlar. Evrak içeriğinde hangi oda ve hangi yatakta yatacağınız ve yaka numaranız bulunuyor. Yani artık bir yatağınız ve dolabınız var.
Eşyalarınızı dolabınıza yerleştirmek için yaklaşık yarım saat vaktiniz var ve dolap kapağında bir dolap düzeni görseli göreceksiniz. Ona uymanız isteniyor.
Şimdi sıra yemekte. Eğer hâlâ yemek saatindeyseniz yemekhaneye gidiyorsunuz. Fakat eğer yemek saati sona erdiyse genellikle birlikler bu tür durumlara karşı konserve gıda bulunduruyorlar. Örneğin bize ilk gün Dardanel ton balığı konservesi ve oldukça kuru ve bayat bir ekmek verilmişti.
Askerde yanınızdaki adama zarar verme ihtimali olan bir ekipmanı içeri sokmanız yasak. Fakat o ekmek ile yanımdaki adamın kafasına vursam muhtemelen revire gitmesi gerekirdi :) Ah, bu esnada ilk defa yemek duası etmiş olacaksınız. Yine yemek sırasına girmiş olacaksınız, yani yine beklemiş olacaksınız.
Anlattığım bütün bu işlemlerde 175 kişi beraber hareket ediyorsunuz ve başınızda sizden sorumlu en az bir kişi oluyor. Yani bunları bilmeniz gerekmiyor, sizi orada yönlendirecekler.
İmzaladığımız tuhaf ama mantıklı kurallar
İmzaladığınız evrakları aslında pek fazla okuma fırsatınız olmuyor. Fakat birkaç maddeyi okursanız size komik gelebilirler. İşin komiği, o maddeler tecrübe neticesinde yazılmış :)
Örneğin:
Prize parmağımı ya da herhangi bir cismi sokmayacağımı taahhüt ederim. Islak hacimlerde köpük ya da sabun ile herhangi bir düşme ihtimali yaratmayacağımı taahhüt ederim. Dışarıda gördüğüm herhangi bir meyveyi yemeyeceğimi ya da toplamayacağımı taahhüt ederim.
…
Burada amaç ilk etapta tuhaf görünse de aslında sizi hem uyarmak hem de potansiyel riski azaltmak. Yani mesela dışarıda bir elma gördünüz ve onu yediniz. Eğer hastalanırsanız ordu size yine de bakmak zorunda ve o durumda kendinizi işlevsiz hâle getirmiş oluyorsunuz. Ya da prize parmağınızı sokarsanız :) Bunu anlatmama gerek var mı?
Islak zeminde oyun oynarsanız düşme ihtimaliniz var ve ordumuz sizin kendinizi işlevsiz hâle getirmenizi ya da kendinize zarar vermenizi istemiyor, önlemek istiyor. Yani mantıksız değiller ama ilk bakışta tuhaf duruyor. Maddeleri tam hatırlamasam da bunlara benziyordu.
Asıl konumuza geri dönersek, yemeğinizi yedikten sonra çok yüksek ihtimalle sizi serbest bırakacaklar ya da yarın ne yapmanız gerektiğini anlatmak için kısa bir konuşma yapılacak. Ve beraberinde uyku saati, uyanma saati, nereye gitmeniz ve gitmemeniz gerektiği gibi kuralları ve aklınıza gelebilecek diğer bilgileri öğreneceksiniz.
Kütahya'da günlük askerlik hayatı nasıldı?

Herkes sabah ilk defa üniformalarıyla kahvaltıya gidecek. Metal tabldot tabağını muhtemelen ilk gün beğenmeyeceksiniz. Fakat nasıl oluyorsa ilk haftanın ardından tuhaf şekilde kilo almaya başlıyorsunuz. Yani en azından benim için öyle oldu. 56 kilo olarak gittiğim askerlik vazifesinden 26 günde 76 kilo olarak dönmeyi başardım :) Yani evet, yemeklerle ilgili bir sorunumuz yok. Öte yandan ben yemek seçen ve her yemeği pek beğenmeyen bir insanımdır.
Bugünlerde biraz konuşkan, belki biraz girişken olmak size iyi gelebilir. Mesela ben biraz fazla konuşkan olduğum ve bazı işler elimden geldiği için pek çok işe gönüllü olmaya başladım ve şunu fark ettim:
Bir işi yaptığımda hem komutanlarla olan samimiyetim artıyor hem de küçük ama o an için değerli bir mükâfat alıyorum. Öte yandan şunu unutmayın, bahsi geçen komutanlar zaten birer insan. Yani onların bir ailesi, çocukları ve sevdikleri var. Kimse size düşman değil ve pek çoğu sizi oğlu olarak görüyor. Yani hiyerarşi önemli ve hissedilir ama şefkat de var. Hikâyenin gidişatından anlayacağınız üzere ben neredeyse her işe gönüllü olmam sebebiyle oldukça rahat bir askerlik geçirdim.
Günümüz genelde şu şekilde geçiyordu: Sabah saat 05.00'e kadar uyanma, bot boyama, yatak toplama, dolap düzenini sağlama ve yatakhanede küçük bir temizlik.
Saat 06.00 ya da 06.30'da, tam hatırlamıyorum, yemekhane önünde sayım olurdu. Kahvaltı için yaklaşık yarım saat ya da 45 dakika. Beraberinde eğer iş mangasına dâhilseniz ilgili işi yapma. Bu, bulaşık yıkama, tuvalet temizleme ya da başka bir iş olabilir. Mesela ben her gün karargâhtaki odalardan bazılarını temizledim ve komutanlar için cihazları hazır hâle getirdim. Bu esnada diğerleri çevre ve bahçe temizliği yaptılar. Fakat ben ilk günden karargâha girmiştim. Yani galiba 1 ya da 2 kez mıntıka temizliği yaptım, sonrasında karargâha geçtim.
Temizlik yaklaşık 08.30'a kadar bitiyor ve ardından varsa olağan görevlerimize dönüyoruz. Yoksa günün spor programı, yürüyüş :) Uygun adım, sağa sola dön :) O yüzden iş yapmak önemli, yoksa güneşin altında yürüyoruz.
12.00–12.30'da yeniden yemekhane önü, dua, sıra, yemek... Ardından ilgili görev yerleri ya da spora :)
16.00–16.30 civarında istirahat verilir, 18.00 gibi de akşam yemeği için toplanılırdı. Yemekten sonra çoğunlukla serbest bırakılırsınız. Kısa şort giyemezsiniz. Sigara belirli alanlarda içilebilir. Telefonlar ise Askercell ile saat 18.00'den sonra açılıyor ve telefonla da sadece belirli alanlarda konuşabilirsiniz. Eğer telefonunuzda bir aksaklık olursa uygun bir dille çavuşa, ondan da astsubaya durumu bildirebilirsiniz.
Hiyerarşi de bu yönde: Sizden çavuşlara, çavuştan astsubaya, onlardan yukarı. Yani siz rütbelilerin doğrudan muhatabı değilsiniz. Onlar isterlerse size katılabiliyorlar ve bu genelde 18.00'den sonra nadiren ya da işe gönüllü olduğunuzda yaşanır.
Duş, çamaşır ve akşam düzeni
Genelde 19.00 gibi duş alabiliyorduk. Kütahya'da her gün duş alma imkânımız vardı. Sıcak su 20.00'ye, hatta 21.00'e kadar geliyordu.
Haftada bir kez çarşaflar yıkamaya gidiyordu. Fakat kişisel kıyafetlerinizi acemi birliğinde yıkamaya gönderemezsiniz. Ama yıkamaya gönüllü olursanız kendi kıyafetlerinizi yıkama filesinde, diğer çarşafları yıkarken makineye atabilirsiniz.
Günlük yaşamımız bu yöndeydi. Genelde akşam 21.00'e kadar yatak içtiması olur, yatağınızın başında olmanız beklenirdi.
Her işe gönüllü olunca neler oldu?
Aslında klimalı bir odada bilgisayar başında ya da defter başında yaklaşık 22 gün boyunca ilgili evrak, form ve bazı diğer küçük işleri yaptım. Yalan dolan ya da kavga gürültüye karışmadığınız müddetçe başınıza hiçbir şeyin gelmeyeceğini kendi tecrübem dâhilinde rahatlıkla söyleyebilirim. Karşınızdaki insanlar, yani komutanlar, genellikle zaten sizi takip ediyor ve grupta bir sorun olduğunda henüz hiç kimse konuşmadan kaynağını tespit etmiş oluyorlar. Bunu da kulağınıza küpe olarak takın.
Askerlik tecrübeniz ya da deneyiminiz bu olacak. Sadece her işe gönüllü olmadan önce işin ne olduğunu biraz da olsun bilin. Çünkü ben nezaretçi isminde bir görevi de üstlendim. Görevin ne olduğunu öğrendiğimde ise artık vazgeçemeyeceğimi öğrendim.
Görev, yanımda bir arkadaşım ateş edecek ve ben silahın dışarı attığı kovanları, yanımızdaki adama zarar gelmesin diye tutacağım. Hayatım boyunca hiçbir silahı elime almamış olmama rağmen bu görevi üstlendim. G3'lerin eski olmasına bakmayın, ses hızını aşan mermiler atıyorlar :) 8 kişi aynı anda ateş ettiğinde bedeninizden tanımlayamayacağım bir şok dalgası geçiyor.
Köpek tıraşından askerî berberliğe ve terhis günü
Bir de unutmadan söyleyeyim, benim bir köpeğim var ve ben onu kendim tıraş ediyorum. Bu yüzden ilk gün "Kuaför ya da berber var mı?" dediklerinde el kaldırmıştım. Son gün çavuşlardan biri, "Kardeşim, her şeye gönüllü oldun, her işi de yaptığını söylüyorsun. Allah aşkına söyle, sen gerçekte ne iş yapıyorsun?" diye sordu. Ben de doğruyu söyledim: "Komutanım, benim bir köpeğim var, onu kendim tıraş ediyorum. Berberliği bu yüzden yaparım." dedim.
Bahçe tarla işinden anlarım, bizim bir zeytinliğimiz var, o yüzden ona da gönüllü oldum.
Bilgisayar işinden gerçekten anladım, mimarlık mezunuyum.
"Komutanım, aklınıza başka her ne geliyorsa ve ben her neye gönüllü olduysam muhtemelen elimden geleceğine inanıyordum, o yüzden hepsine gönüllü oldum."
Çavuş ile aramızda böyle bir diyalog geçti. Hepimiz güldük. Birkaç dakika sonra hepimiz sanırım helalleştik ve teskeremizi alarak kışladan çıktık :)
Benim kişisel askerliğim bu yönde oldu. Tabii ki binlerce kişi orada ve kişiden kişiye davranışlar değişebilir. Yani ben bir şekilde hep en iyi, belki de en merhametli kişilere denk geldim. O yüzden sizin hikâyeniz farklı olabilir fakat ana tema bu. Teskereniz şimdiden hayırlı olsun.
Unutmayın, ben yaptıysam herkes yapar, sen de yaparsın :)

